
Tütsü - Buhur - Bakhoor nedir?
Buhur (Arapça: Bakhoor) ve tütsü, yakıldığında hoş kokulu duman yayan doğal reçineler, ağaçlar, odun parçaları, bitkiler ve özel koku karışımlarıdır. Yakılmasıyla ortaya çıkan aromatik duman, bulunduğu ortamı hoş bir kokuyla doldurur ve yüzyıllardır farklı kültürlerde kullanılmaktadır.Günümüzde buhur; ev, iş yeri ve ibadet mekânlarında ortamı güzelleştirmek, misafir ağırlamak ve hoş bir atmosfer oluşturmak amacıyla tercih edilmektedir. Özellikle Oud (Ud Ağacı), sandal ağacı, mür, günlük reçinesi ve çeşitli doğal aromalar, buhur kültürünün en değerli kokuları arasında yer alır.

Buhurdan Nedir?
Buhurdan, buhur veya tütsünün güvenli şekilde yakılması için kullanılan özel kaptır.İlk örnekleri binlerce yıl önce topraktan yapılırken, zaman içerisinde bakır, pirinç, bronz, porselen, seramik, gümüş ve altın gibi farklı malzemelerden üretilmiştir.Osmanlı döneminde özellikle saraylarda kullanılan buhurdanlar, ince işçilikleri ve değerli taşlarla süslenmiş zarif tasarımlarıyla adeta birer sanat eseri hâline gelmiştir.Bugün ise geleneksel ve modern tasarımlarıyla buhurdanlar hem dekoratif hem de işlevsel ürünler olarak kullanılmaktadır.

Eski dönemlerde Buhur ne için kullanılmıştır?
Buhur kullanımı insanlık tarihinin en eski geleneklerinden biridir.Arkeolojik bulgular, Eski Mısır, Mezopotamya, Anadolu, Çin, Hindistan ve Arap Yarımadası gibi birçok medeniyette güzel kokulu reçinelerin ve aromatik odunların yakıldığını göstermektedir.Geçmişte buhur;dini törenlerde, misafir ağırlarken, saraylarda, tapınaklarda, önemli toplantılarda, özel gün ve kutlamalardahoş koku oluşturmak ve bulunduğu ortama değer katmak amacıyla kullanılmıştır.Farklı toplumlar buhurun anlamını kendi inanç ve kültürlerine göre yorumlamış; bu nedenle kullanım şekilleri zaman içinde çeşitlilik göstermiştir.

İslâmiyetten önce Kâbe'de buhur geleneği
Tarihî kaynaklara göre, İslam öncesi dönemde Mekke önemli bir ticaret ve hac merkeziydi.Bu dönemde Kâbe çevresinde düzenlenen çeşitli törenlerde ud ağacı ve farklı aromatik tütsüler yakıldığı rivayet edilmektedir. Arap Yarımadası'nın baharat ve koku ticaretindeki merkezi konumu sayesinde değerli kokular günlük yaşamın önemli bir parçasıydı.

İslâmiyette Buhur
İslam dininde buhur yakmak dinî bir ibadet değildir. Ancak temizlik ve güzel kokuya önem verilmesi teşvik edilmiş; Hz. Muhammed'in (sav) güzel kokuları sevdiği, ibadetlere ve önemli buluşmalara giderken hoş koku kullandığı sahih hadislerde yer almıştır. Bu sebeple güzel koku kullanımı, İslam kültüründe nezaketin, temizliğin ve güzel ahlakın bir parçası olarak kabul edilmiştir.İslamî kaynaklarda, Hz. Peygamber'in (sav) güzel kokuları ashabına tavsiye ettiği ve Mescid-i Nebevî'nin güzel kokularla tütsülendiğine dair rivayetler bulunmaktadır. Ayrıca Mekke'nin fethi sırasında Kâbe'nin Zemzem suyu ile yıkandığı ve ud yağı ile kokulandırıldığına dair tarihî rivayetler de nakledilmektedir. Aynı gün Kâbe çevresinde buhur yakan bir kadından bahseden kaynaklar da mevcuttur.Hz. Ömer (ra) döneminde ise Mescid-i Nebevî'de buhur kullanımı düzenli bir uygulama hâline gelmiştir. Hz. Ömer'in azatlı kölesi Abdullah el-Mücmîr, ismini de aldığı "Mücmîr" (buhur yakıcısı) göreviyle mescidi güzel kokularla tütsülemekle görevlendirilmişti. Rivayetlere göre halife hutbe okumak üzere minbere çıktığında, hutbe boyunca mescid buhur ile kokulandırılırdı.İslam medeniyetinin gelişmesiyle birlikte buhur kullanımı günlük hayatın önemli bir parçası olmaya devam etmiştir. Endülüslü âlim İbn Rüşd, kendi döneminde buhurun özellikle saraylarda, konaklarda ve devlet erkânı arasında yaygın olarak kullanıldığını, zaman zaman cami ve mescitlerde de yakıldığını ifade etmektedir.XII. yüzyılın önemli seyyahlarından İbn Cübeyr, Ramazan ayında Mekke'de kıldığı namazları anlatırken Mescid-i Haram'ın bol miktarda buhur ile kokulandırıldığını kaydetmektedir. XIII. yüzyılda ise Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî, eserlerinde duanın Allah'a yükselişini buhur dumanına benzeterek bu güzel kokuyu manevi bir sembol olarak tasvir etmiştir.İslam'ın farklı coğrafyalara yayılmasıyla birlikte buhur geleneği de geniş bir alana ulaşmıştır. Özellikle Büyük Selçuklu, Anadolu Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde camilerde, dergâhlarda, saraylarda ve resmî törenlerde buhur yakılması köklü bir gelenek hâline gelmiştir. Cuma günleri, Ramazan ayı, bayramlar ve önemli dinî merasimlerde kullanılan buhur, yüzyıllar boyunca İslam medeniyetinin zarafetini ve misafirperverliğini yansıtan güzel bir kültürel miras olarak günümüze kadar ulaşmıştır.

