• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
    • MİSTİKKOKULAR'A HOŞ GELDİNİZ
 

KOKULAR VE VÜCUDUMUZ

 

                                            KOKULAR VE VÜCUDUMUZ


 Koku duyusu hiçbir yardımcı iletim mekanizmasına ihtiyaç duymadan ve beyin tarafından kontrol edilmeden doğrudan görevli sisteme (limbik sistem) ulaşan tek duyudur. Limbik sistem, kalp atışları, kan basıncı, nefes alıp verme, hafıza, stres düzeyi ve hormon dengesinin kontrolüyle görevlidir. Kokular, duygusal hafıza, psikolojik ve fizyolojik hormonlar, üreme, büyüme ve tiroid üretimini uyarır. Doğal olarak insan, hayvan, bitki ve bütün canlılardan yayılan kokulu veya kokusuz maddeler üreme ve iletişimi yönlendirir.

 Feromon adı verilen bu latif maddeler (çoğu cinsel hormonlar), bir canlıdan salgılandıktan sonra aynı türden başka canlılarda davranış değişikliğine yolaçar, üremeyi, haberleşmeyi, canlıların yaratılış gayelerine uygun olarak görev yapmalarını sağlar. Örneğin bir dişi hayvanın, üreme zamanını erkek cinslerine bildirerek çağırması, bir arının, bulduğu çiçeklerin yerini kilometrelerce uzaktaki arılara bildirmesi, göç eden hayvanların toplanmayı birbirlerine haber vermesi feromonlar yoluyla gerçekleşir. Feromon ortamdaki diğer doğal kokular tarafından baskılanmayacak kadar güçlüdür.

 İnsan feromonları, üreme hormonlarının salınımı, eş seçimi, gebelik, annelik, ergenlik veya yaşlanma gibi fizyolojik süreçleri ve sosyal davranışları kontrol eder. Eşler arasındaki ruhi uyumu sağlar, bir çok hormonun üretimini tetikleyerek, metabolizma ve gelişmeyi aktive eder ve yönlendirir.

 Feromonlar koltuk altı, kasıklar, meme başı çevresi, burun delikleri arasındaki deri, üst dudak ve kıl keseciklerinden salgılanır, salya, burun, idrar, dışkı, vajinal sıvı ve plasentada da bulunurlar. Feromonlar  en aktif olarak herhangi bir duygu (cinsel duygular gibi) doruğa çıktığında ve ölüm anında salınır.

 Kokulu kimyasalların üretiminden önce parfümler, çiçeklerin uçucu yağlarından, baharatlardan ve madenlerden elde edilirdi. Feromonların keşfinden sonra erkek  domuzun ve boğanın derisinden, plesenta ve idrardan Feromonlar izole edilerek parfüm güçlendirildi. Bugün ise keşfedilen pek çok Feromon türü artık, nanoteknoloji ve rekombinant  DNA yöntemiyle yapay olarak üretilmedktedir.

 Kokuların insan ruhu, kimyası ve duyguları üzerindeki etkileri anlaşıldıkça tıbbi, ritüel ve dini amaçlarla kullanılmış, zamanla kullanım alanı genişlemiştir. Doğal yollarla elde edilen ‘’esansiyel yağ’’ olarak adlandırılan kokulu yağlar korku, endişe, stres, depresyon gibi ruhsal sıkıntılar, baş ağrısı, adet öncesi huzursuzluk, cinsel soğukluk ve cilt problemleri gibi çok çeşitli rahatsızlıkların tedavisinde ve doğumu kolaylaştırmada kullanılmaya devam etmektedir. Kokuların tedavi amacıyla kullanılması ve ciddi problemlere çözümler getirebilmesi, ne kadar etkili olduklarını göstermektedir.

 Çoğu insan kokuların yıllar önceki gibi çiçeklerden veya misk geyiğinden elde edildiğini, doğal ve masum olduğunu düşünmektedir. Fakat bugün parfüm içeriği %95 oranında petrol ve kömür ürünü aromatik bileşikler, ftalatlar ve sentetik misktir. Kimyasal aromatik bileşikler yersiz coşku hali (öfori), halüsinasyon, baş dönmesi, depresyon, baş ağrısı, vertigo, kalpte ritm bozukluğu, hipertansiyon, ödemler, epilepsi benzeri kasılmalar, hareketlerde yavaşlama, donukluk, kulak çınlaması, görme bozukluğu, deri ve mukozalarda morluklara, kan hücrelerini öldürme etkisiyle kansere sebep olur. Bu kimyasallar mutajen, toksit ve kanserojen psikotropik maddelerdir.
Sentetik kokular,her çeşit koku ve tadı verebilen ‘’doğada özdeş’’ aromalarolarak süt ürünleri, et ürünleri, bal, kahve, nargile ve sigara tütünü, mantar, baharat, meyve ve sebzelerde, vücut bakım ürünleri, deterjanlar, yumuşatıcılar, hasta bakım ürünleri, oyuncaklar, aksesuarlar, nanokumaşlar, Kur’an, tesbih, seccade üretiminde, tedavide, camilerde, hastanelerde , okullarda, alış-veriş merkezlerinde, araçlarda, kısacası  her yerde yoğun kullanılmaktadır. Bu kokular doğal kokulardan 200-2000 kat daha kuvvetlidir. Doğal kokular ise kısa sürede etkisini kaybederken sentetik kokuların yoğunluğu zamanla azalmaz. Etkilerini aylarca, hatta yıllarca sürdürür ve sadece 260 derecede yok olabilir. Kıyafet üzerine sıkılan parfümlerrde veya kokulu deterjanlarda durum daha tehlikelidir. Çünkü koku içinde bulunan kimyasalları kumaştan çıkarmak defalarca da yıkansa mümkün değildir.

  Greenpeace’nin 2005’te 25 kokulu ürün üzerine yaptığı bir araştırmaya göre ‘Ftalat esterler ve sentetik misk’’ parfümlerin içinde tesbit edilen zehirli kimyasallardan sadece ikisidir ve her bir ürün çevreye en az 17 çeşit zehirli kimyasal yaymaktadır. İncelenen ürünler içerisinde parfümler (alkolsüz esanslar da dahil) oda spreyleri, araç koltukları, deterjanlar,yumuşatıcılar, losyonlar, vücut bakım ürünleri ve şampuanlar bulunmaktadır.
Sentetik kokular içerdikleri nörotoksitkimyasallar ile unutkanlık, baş ağrısı, baş dönmesi, zihin bulanıklığı, hafıza kaybı bigi nörolojik rahatsızlıkları, kaygı, depresyon, panik atak, dikkat dağınıklığı, duygu ve kişilik bozukluğu gibi ruhsal rahatsızlıkları tetiklemektedir. Astım, sinüzit gibi alerjilere, böbrek, kalp, karaciğer, akciğer ve bağışıklık sistemi hasarlarına yumurta ve spermlerde DNA bozulmalarına, kısırlık, doğum hasarları ve düşüklere, diyabet, hipertiroid veya hipotiroide, kısırlığa, göğüs ve prostat kanserine, sperm kalitesinin bozulmasına, cinsel hormonlarda dengesizliğe ve buna bağlı olarak eşcinselliğe, anne sütüne karışarak birçok bebeğin sütten kesilmesine sebep olmaktadır.

 Bu kimyasallar kokulu  ürün kullanan herkesin, dünyaya gelen her 10 bebekten 7’sinin idrarında tesbit edilmektedir. Anne karnındaki kız cenininde vajina darlığına, erkek cenininde penis ve erbezlerinin gelişmemesine, erkek çocuklarda kadınsı davranışlara sebep olmaktadır.
Östrojen benzeri bileşikler erkeklerde, testesteron benzeri bileşikler kadınlarda hipopotalamusta Feromon etkisi yaptığı için bu ürünlere karşı bir bağımlılık oluşturmakta ve karşı cins çekiminin azalmasına (cinsel soğukluğa) sebep  olmaktadır.

 Sentetik kokulardaki zararın anlaşılmasıyla birlikte bazı parfüm ve kozmetikler ‘’ organik’’ veya ‘’doğal’’ adı altında piyasaya sürülmekte, ancak bu ürünlerin çoğunda % 1-2 oranından doğal çiçek özü bulunmaktadır.
Sentetik kokuların fiziksel ve ruhsal sağlığa zarar verdiği tesbit edildikten sonra Avrupa ve Amerika’da kokuların kontrolsüz kullanımına karşı bir çalışma başlatılmıştır. Kokuların zararına pasif olarak maruz kalmayı engellemek için, sigara içilmeyen alanlar gibi, parfümsüz alan oluşturma çalışmaları yürütülmektedir. Okullarda, iş yerlerinde ve kapalı alanlarda parfüm ve kokulu ütün kullanımı yasaklanmıştır.

 Doğal kokular hormon dengesi, ruhsal denge, protein ve enerjiüretimini bağışıklık sisteminin izin verdiği ölçüde etkiler. Sentetik kokuların 200 kat güçlü etkisi ise bağışıklık sistemini baskılayarak, protein ve enerji üretimini, ruhsal ve zihinsel faaliyetleri, davranış şekillendirme süreçlerinidüşman askerler gibi işgal eder.

Hz. Muhammed (S.A.V.)’in kokular hakkındasöylediklerini hatırlayalım:
‘’Bazı kokular melekleri çeker, habis ruhları uzaklaştırı, bazı kokular habis ruhları çeker, melekleri uzaklaştırır
 
  Dr. Biyolog Aidin Salih
Gerçek tıp yitik şifa isimli kitabından alınmıştır.