Tütsü / Buhur/ Bakhoor nedir?

 Ateşe attığımızda   veya kömür üzerinde  yaktığımızda  çıkan kokulu dumanın üzerimize sinmesi, etrafa yayılmak suretiyle kokulanma işlemine Tütsü yapmak  veya Buhur / Bakhoor yapmak denilir. Bakhoor Arapça bir kelimedir. Biz genellikle Tütsü veya Buhur olarak isimlendiririz. 

Buhurdan-Buhurdanlık nedir?

 Buhurdanın içine konulan yakılmış kömürün üzerine çeşitli ağaç, bitki ve ot parçaları eklenerek  yakıldığı özel kaplara verilen isimdir. Buhurdanlık olarak da aynı şeydir. Buhurdan çok eski çağlardan itibaren kullanılmaya başlanmış, sonraki dönemlerde dini ve sosyal hayatın gereklerince şekillenmiş çok geniş bir coğrafyaya yayılmıştır. Eski Mısır ve Uzakdoğu’da da kullanıldığı bilinmektedir.  Buhurdan eski çağlarda toprak kaplardan yapılırken daha sonra bakır, sarı ve  porselenden yapılmıştır.  Osmanlı sarayında gümüş, altın gibi kıymetli madenlerden yapılıp pırlanta, elmas ile süslenen buhurdanlar da vardır.

Ud ağacı parçalarını yakmak için kullandığımız buhurdan ile altında mum yakılarak kullanılan buhurdanının farkı nedir?

Kömürle kullanılan buhurdanın haricinde altında mum yakılarak kullanılan  farklı bir buhurdan çeşiti vardır.  Bu buhurdan ağaç parçalarını tütsü yapmak için  uygun değildir. 

Fotoğrafta gördüğünüz gibi üst kısımdaki hazneye/kâseye su eklenir. Suyun içine aromaterapi yağlarından damlatılır ve altına mum yakılır. Mum suyu ısıttıkça suyun içinde bulunan yağ buharlaşarak etrafa koku verir.  

Bu çeşit buhurdan  için hazırlanmış olan yağların çoğunluğu sentetiktir veya   doğal  taşıyıcı bir yağla seyreltilerek çoğaltılmıştır. Tamamen naturel olanını da bulmak mümkündür.


Eski dönemlerde Buhur ne için kullanılmıştır?

Buhur kullanımı manevi anlamda ruhen temizlenmek  için olmuştur.  Buhurun çıkardığı dumanın ve hoş kokunun tanrının hoşuna gideceğine, iyi ruhları ve melekleri yakılan tütsünün etrafına toplayıp; kötü ruhları bertaraf edeceğine inanmışlardır. Bu nedenle buhur yakmak Paganlarca bir gelenek haline gelmiştir. Eski Türkler de özellikle Şamanlar da ayinlerinde buhur yakmışlardır. Çünkü buhurun metafizik varlığı kehanet yerine daha çabuk ulaştırdığına inanılıyordu. Bunun için kâhinler ve şamanlar kendilerine loş, sessiz ve buhur yakabilecekleri bir ortam hazırlamışlardır.  

Buhur aynı zamanda bir tedavi yöntemi olarak da kullanılmıştır. İslam öncesi Arap toplumları da kâhinlere tedavi amaçlı başvurmuşlardır. Çok tanrılı dinlerin ayinlerinde kullanılan buhurun zamanla kullanım alanı genişlemiş; değişen kültürler, yaşam tarzları ve dini inanışlar günlük kullanımda veya dini mimaride kullanılabilecek özel bir kaba ihtiyaç doğurmuştur. Çok tanrılı ve tek tanrılı dinlerde tütsü kullanımı ne kadar farklı da olsa bu gelenek aslında dinleri ve kültürleri ortak bir noktada buluşturmaktadır. Bizans kültüründe, Büyük Selçuklu, Anadolu Selçuklu döneminde ve  Osmanlı döneminde de buhur kullanılmıştır.

İslâmiyetten önce Kâbe'de buhur geleneği

Önemli bir konuma sahip olan Mekke’de câhiliye zamanında da kendi inançlarınca hac yapıldığı için ve   ticâret kervanlarının önemli bir uğrak merkezi olduğu için bu mukaddes beldede Ud kokuları, tütsüler, güzel kokular  kullanılmaktaydı. Câhiliye Devri’nde Mekkeliler Kâbe’nin etrafında tertip ettikleri merâsimlerde Ud tütsüsünü mutlaka yakarlardı. 

İslâmiyette Buhur

Buhur yakmak veya güzel kokular sürünmek İslâmiyette ibâdet olarak yapılmaz. Ancak güzel kokuları çok seven ibâdet öncesinde mutlaka tütsülenen veya güzel kokular süren Peygamber (sav) Efendimiz Hazretleri bunu ashabına da tavsiye etmiş  ve mescitlerde tütsü yakmalarını buyurmuştur. Mekke’nin feth edildiği günde Peygamber (sav) Efendimiz Kâbe’yi zemzem ile gasletmiş ve Ud yağını kâbe duvarına sürmüştür. Hatta o gün Kâbe etrafında buhur yapan bir kadından bahsedilir..

Ud, Hazret-i Ömer (R.A.) zamanında Mescid-i Nebevî’de sistemli olarak kullanılmıştır. Kendisinin azatlı kölesi olan Abdullah El-Mücmîr (Mücmir: Buhur yakıcısı) buhur yakmakla görevliydi. Halîfe hutbe okumak için mimbere çıktığında hutbe bitene kadar buhuru tutarak mescidin tütsülenmesini sağlardı.

İbn Rüşt, kendi yaşadığı devirde buhurun daha çok saraylarla konaklarda halife ve beyler tarafından kullanıldığını, bazen de cami ve mescidlerde yakıldığını söylemektedir.

XII. yüzyıl sey­yahlarından İbn Cübeyr, ramazan ayın­da Mekke’de kıldığı bir namazdan bah­sederken camide bol miktarda buhur ya­kıldığını açıklamakta, XIII. yüzyılda ise Mevlânâ duayı buhur dumanına benzetmektedir. Nâdir bulunduğu için pahalı bir madde olan buhurun za­manla camilerde cuma. bayram ve te­ravih namazları sırasında da yakılmasın­dan vaz geçilmesine karşılık yine İslâm’­ın ilk asırlarından itibaren özel olarak kullanılmasına devam edilmiştir.

İslâm dininin yayılmasıyla birlikte Asya Türklerinin Anadolu’da kurmuş oldukları Selçuklu ve Osmanlı devletlerinde buhur kullanımı özellikle dini törenlerde ve toplantılarda gelenek halini almıştır.

Buhur yapmak, insana huzur verir...

Buhur yapılan ortamda kötü, negatif  enerjiler uzaklaşır,  pozitif enerji oluşumu başlar. Pozitif enerji ise  insana sekînet, huzur ve mutluluk  verir. Büyüklerin söylediklerine göre bunun  sebebi güzel kokuyu çok seven meleklerin o mekâna  teşrif etmesinden dolayıdır. Meleklerin olduğu mekânda da kötü enerjiler  bulunmaz 

Diğer dinlerde Buhur...

Buddha, Ud kokusunun otantik “Nirvana’nın kokusu”  olduğunu belirtmiştir. Budizm’de 108 adet olan tesbih  dizisi Ud ağacından  yapılmıştır.

Kadim Hindu kitaplarında Ud’dan bahsedilir.

İncil ayrıca İsa Mesih’in Ud  ile kokulduğundan bahseder.

Tevrat’ta sayılar bölümünde  Ud ağacından bahsedilir.

Mezmur’da Ud ağacı, Tarçın ve Mür’den bahsedilir.

Giriş Yap

Parolanızı mı unuttunuz?

Hesap oluştur?

Sepet

Sepetiniz şu anda boş.

    Your Cart
    Your cart is emptyReturn to Shop
    × WhatsApp