İSLÂMİYETTE  BUHUR 

Müslümanlık’ta ibadetlerle ilgili bir buhur yakma geleneği yoktur. Ancak gü­zel kokuyu çok seven, devamlı surette kokulu yağ kullanarak bunu ashabına da   tavsiye eden ve hatta kızı Zeyneb’in vefatında  naaşının birkaç defa sidr ile    yıkanıp sonuncu suyuna kâfur katılma­sını isteyen Hz. Peygamber’in ibadet maksadıyla de­ğil fakat güzel kokmaları için  mescidlerde buhur yakılmasını emrettiği bilinmek­tedir. 

Ud kokusu câhiliye devrinde de kullanılmaktaydı.  Câhiliye Devri’nde Mekkeliler Kâbe’nin etrafında tertip ettikleri merâsimlerde Ud tütsüsünü mutlaka yakarlardı.  Efendimiz (S.A.V.)’in hayatını anlatan siyer kitaplarına göre     Mekke-i Mükerreme fethedildiğinde Kâbe-i Muazzama çevresinde bir kadın tütsü yakmıştır. O muhteşem günde Beytullah putlardan temizlenmiş, Peygamber Efendimiz (S.A.V.)  mübârek elleriyle  Kâbe’yi zemzem suyuyla yıkamış ardından Ud yağını Kâbe duvarına sürmüş ve kıyamete kadar devam edecek bir uygulamayı başlatmıştır. Kâbe’yi ziyâret edenler örtüsünde, ve hacerü’l esvete bu uhrevi kokuyu duymaktadır. Kâbe’de buhur yapan görevlinin videosunu izlemek için aşağıdaki linke tıklayınız.

https://youtu.be/yrv2TiSifqk

Ud, Hazret-i Ömer (R.A.) zamanında Mescid-i Nebevî’de sistemli olarak kullanılmıştır. Kendisinin azatlı kölesi olan Abdullah El-Mücmîr (Mücmir: Buhur yakıcısı) buhur yakmakla görevliydi. Halîfe hutbe okumak için mimbere çıktığında hutbe bitene kadar buhuru tutarak mescidin tütsülenmesini sağlardı.

İbn Rüşt, kendi yaşadığı devirde buhurun daha çok saraylarla konaklarda halife ve beyler tarafından kullanıldığını, bazen de cami ve mescidlerde yakıldığını söylemektedir. 

XII. yüzyıl sey­yahlarından İbn Cübeyr, ramazan ayın­da Mekke’de kıldığı bir namazdan bah­sederken camide bol miktarda buhur ya­kıldığını açıklamakta, XIII. yüzyılda ise Mevlânâ duayı buhur dumanına benzetmektedir. Nâdir bulunduğu için pahalı bir madde olan buhurun za­manla camilerde cuma. bayram ve te­ravih namazları sırasında da yakılmasın­dan vaz geçilmesine karşılık yine İslâm’­ın ilk asırlarından itibaren özel olarak kullanılmasına devam edilmiştir. 

Meselâ Mâlik b. Enes’in (ö, 179/795), yalnız hadis dersi verirken Hz. Peygamber’e bir saygı nişanesi olmak üzere boy abdesti alarak en temiz elbiselerini giyip güzel kokular süründüğü ve odasında buhur yaktırdığı, Abbasî Hali­fesi Me’mûn’un (813-833) her salı günü sarayına topladığı âlimlerin, huzura alın­malarından önce yemek yedirilerek bu­hurdan yakılmış odalarda tütsülendirildikleri bilinmektedir.

İslâm dininin yayılmasıyla birlikte Asya Türklerinin Anadolu’da kurmuş oldukları Selçuklu ve Osmanlı devletlerinde buhur kullanımı özellikle dini törenlerde ve toplantılarda gelenek halini almıştır

Türkler tarafından kullanılan ilk buhurdan örnekleri hayvan biçiminde olup 8.yüzyıl Horasan atölyelerinde üretilmiştir. Büyük Selçuklu dönemine gelindiğinde ise 11. ve 12. yüzyıllarda hayvan biçimli buhurdanlar yapıldığıbilinmektedir. Bunlar özellikle ayakta duran yırtıcı hayvan ve kuş heykelleri şeklinde bronzdan ve pirinçten imal ediliyordu. Bu buhurdanların genellikle göğüs hizasında menteşeli bir kapak, özellikle ağız ve gövde kısımlarında ise süsleme düzeni içinde açılmış delikleri bulunmaktaydı. Özellikle üç ayağın taşıdığı silindir gövdeli, kubbe kapaklı, kabartma, kalem işi veya ajur tekniğiyle süslenmiş buhurdanlar kullanılırdı.

0
    0
    Sepetiniz
    Sepetiniz boşMağazaya Dön
    × WhatsApp