};
  • Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • https://www.instagram.com/@udihindi
  • https://www.youtube.com/channel/UCelpnCsdkGqYv-62XId8OCQ?view_as=subscriber
    • ''Koku gönül gözünü açar''
    • Hz. Mevlâna

İSLÂMİYETTE VE GELENEĞİMİZDE BUHUR/TÜTSÜ KULLANIMI?

 
 
 
 
İSLÂMİYETTE VE GELENEĞİMİZDE BUHUR/TÜTSÜ KULLANIMI?
 

Müslümanlık'ta ibadetlerle ilgili bir buhur yakma geleneği yoktur. Ancak gü­zel kokuyu çok seven, devamlı surette kokulu yağ kullanarak bunu ashabına da   tavsiye eden ve hatta kızı Zeyneb'in vefatında  naaşının birkaç defa sidr ile    yıkanıp sonuncu suyuna kâfur katılma­sını isteyen Hz. Peygamber'in ibadet maksadıyla de­ğil fakat güzel kokmaları için  mescidlerde buhur yakılmasını emrettiği bilinmek­tedir. 
 
Ud kokusu câhiliye devrinde de kullanılmaktaydı.  Câhiliye Devri’nde Mekkeliler Kâbe’nin etrafında tertip ettikleri merâsimlerde Ud tütsüsünü mutlaka yakarlardı.  Efendimiz (S.A.V.)’in hayatını anlatan siyer kitaplarına göre     Mekke-i Mükerreme fethedildiğinde Kâbe-i Muazzama çevresinde bir kadın tütsü yakmıştır. O muhteşem günde Beytullah putlardan temizlenmiş, Peygamber Efendimiz (S.A.V.)  mübârek elleriyle  Kâbe’yi zemzem suyuyla yıkamış ardından Ud yağını Kâbe duvarına sürmüş ve kıyamete kadar devam edecek bir uygulamayı başlatmıştır. Kâbe’yi ziyâret edenler örtüsünde, ve hacerü’l esvete bu uhrevi kokuyu duymaktadır.
 
 
Ud, Hazret-i Ömer (R.A.) zamanında Mescid-i Nebevî’de sistemli olarak kullanılmıştır. Kendisinin azatlı kölesi olan Abdullah El-Mücmîr (Mücmir: Buhur yakıcısı) buhur yakmakla görevliydi. Halîfe hutbe okumak için mimbere çıktığında hutbe bitene kadar buhuru tutarak mescidin tütsülenmesini sağlardı.
 
İbn Rüşt, kendi yaşadığı devirde buhurun daha çok saraylarla konaklarda halife ve beyler tarafından kullanıldığını, bazen de cami ve mescidlerde yakıldığını söylemektedir. 

XII. yüzyıl sey­yahlarından İbn Cübeyr, ramazan ayın­da Mekke'de kıldığı bir namazdan bah­sederken camide bol miktarda buhur ya­kıldığını açıklamakta, XIII. yüzyılda ise Mevlânâ duayı buhur dumanına benzetmektedir. Nâdir bulunduğu için pahalı bir madde olan buhurun za­manla camilerde cuma. bayram ve te­ravih namazları sırasında da yakılmasın­dan vaz geçilmesine karşılık yine İslâm'­ın ilk asırlarından itibaren özel olarak kullanılmasına devam edilmiştir. 

Meselâ Mâlik b. Enes'in (ö, 179/795), yalnız hadis dersi verirken Hz. Peygamber'e bir saygı nişanesi olmak üzere boy abdesti alarak en temiz elbiselerini giyip güzel kokular süründüğü ve odasında buhur yaktırdığı, Abbasî Hali­fesi Me'mûn'un (813-833) her salı günü sarayına topladığı âlimlerin, huzura alın­malarından önce yemek yedirilerek bu­hurdan yakılmış odalarda tütsülendirildikleri bilinmektedir.
 
İslâm dininin yayılmasıyla birlikte Asya Türklerinin Anadolu’da kurmuş oldukları Selçuklu ve Osmanlı devletlerinde buhur kullanımı özellikle dini törenlerde ve toplantılarda gelenek halini almıştır

Türkler tarafından kullanılan ilk buhurdan örnekleri hayvan biçiminde olup 8.yüzyıl Horasan atölyelerinde üretilmiştir. Büyük Selçuklu dönemine gelindiğinde ise 11. ve 12. yüzyıllarda hayvan biçimli buhurdanlar yapıldığıbilinmektedir. Bunlar özellikle ayakta duran yırtıcı hayvan ve kuş heykelleri şeklinde bronzdan ve pirinçten imal ediliyordu. Bu buhurdanların genellikle göğüs hizasında menteşeli bir kapak, özellikle ağız ve gövde kısımlarında ise süsleme düzeni içinde açılmış delikleri bulunmaktaydı. Özellikle üç ayağın taşıdığı silindir gövdeli, kubbe kapaklı, kabartma, kalem işi veya ajur tekniğiyle süslenmiş buhurdanlar kullanılırdı.

OSMANLI DÖNEMİ

Ecdâdımız Peygamber (sav) Efendimiz Hazretleri'nin sevdiği kokulara değer vermiş ve bunu gelenek haline getirmiştir. 

Buhur Pâdişahın culüs merâsimi, kılıç kuşanma töreninde kullanılırdı.  Padişah camiye varmadan önce hazinedarbaşı camiye gidip, padişahın namaz kılacağı yeri hazırlayıp, seccadesini yere serer ve buhur yakardı. Cumâ selamlığına çıktığında  buhurdanlar eşlik eder, güzel kokular sürülürdü.  

Sultân Reşâd videosu için tıklayınız

Sultân Vahdeddîn videosu için tıklayınız

Halîfe Abdülmecîd videosu için tıklayınız

Günde iki kez yenilen yemeklerin ardından bir seremoni halinde tütsü yakılması, gül suyu ve kahve verilmesi adet olmuştur. Divan günlerinde verilen yemeklerin ardından eller yıkanırken bir hizmetkâr gül suyu dağıtır, birdiğer hizmetkâr ise odayı buhurla kokulandırırdı.

Buhur Osmanlı padişahlarının gündelik hayatında da önemli bir yere sahipti. Sultanlar genelde yemeklerini özel dairelerinin kubbeli dört odasından birinde yerlerdi. Padişah yemeğini her ne kadar yalnız yiyorsa da, hiçbir zaman yalnız kalmıyordu. Silahdarağa ve yemeğini hazırlamakla görevli özel hizmetkârlar eşliğinde yenilen yemekler, genelde meyveli hoşaflarla sona ererdi. Padişah yemeğini bitirip ellerini yıkadıktan sonra, sultanın giysileri ve odası yemek kokularından arındırmak için buhur yapılırdı.

Padişahların düzenledikleri şenlik ve düğünlerde buhur yakmak için özel görevliler vardı.

Osmanlı hareminde de yenilen yemeklerin ardından buhur yakılırdı. Valide sultan, hanım sultanlar, hasekiler ve birinci derecede gözde olanlar için ayrı sofralar kurulurdu. Bu sofralarda hep birlikte yemek yenirdi. Yemekten sonra eller peşkire silinip, ellere gül suyu sürülürdü; ardından buhur yakılıp, kahve içilirdi.

Her yıl Surre Alayı  Mekke ve Medine halkına gönderilen hediyelerle birlikte  Mescid-i Nebevi'de ve Harem-i Şerîf'te  kullanılması için buhur ve güzel kokular gönderilirdi.

Ramazan-ı şerifin teşrîfinde bir ay evvel Topkapı Sarayı’nda güzel kokular hazırlanır, 15 Ramazanda bizzat pâdişahın başında durarak gerçekleştirilen Hırka-i şerif ziyâretlerinde buhur ve güzel kokular kullanılırdı.

 
Padişahların, ulemânın, tarikat mensubları ve halkın  gasli esnasında buhur yakılır,  tabut taşınırken önünde buhurdanlar eşlik eder,  defin esnasında buhur bulunurdu.

Türbelerde türbedar  temizlik yaptıktan  sonra buhur yakıp Kur'an-ı Kerîm ve Delâilü'l-Hayrât okurdu.

Dergâha  gelen Padişah, başka dergâhı ziyârete giden şeyh efendi   kapıda buhurdanla karşılanıp tekrar buhurdanla uğurlanılırdı.

Cuma geceleri,  evde yapılan  temizlikten sonra, hâfızların ve hattatların  icâzet merâsimlerinde, iftar edilecek odada ezana yakın bir vakit  buhur yakılırdı.


 
GÜNÜMÜZDE BUHUR KULLANIMI
 
Bir çok gelenek ve değerlerimizi kaybettiğimiz gibi tütsü geleneğimiz de unutulmuş çok az kişiler tarafından uygulanır olmuştur. Özellikle Anadolu'da yaşlı anneanneler, babaanneler topraklarımızda kolay bulunabilen Günlük, Üzerlik,  Adaçayı, Defne Yaprağı gibi bitkileri  tütsü olarak kullanmışlardır.
 
Harem-i Şerif'te günde beş defa  ve Mescid-i Nebevî’de ve Mescidi Nebevî müezzin mahfilinde vakit namazlarında, devlet büyüklerinin saraylarında, dergahlarda, tarikat ayinlerinde, Kur’an-ı Kerîm , Delailü’l-hayrat okurken, Efendimiz (sav)'e hürmeten hadis-i şerif derslerinde, Mevlid-i şerîf  programlarında, düğünlerde, Cuma ve kandil gecelerinde, iftar sofralarında, nazar için, yoga ve meditasyon uygulamalarında, misafir karşılama ve uğurlamada, ev, ofis, aracı kokulandırmak için, hacamat yapılırken, evlilik gecesinde kullanılmaya devam edilmektedir.