TÜTSÜ-BUHUR HAKKINDA





   Ateşe atılmak veya özel bîr kap içinde yakılmak suretiyle güzel kokulu dumanından faydalanılan madde, tütsü. Aslı Arapça bahûr olan buhur, koku veya kokulu buhar (duman) çıkarıcı mad­delere verilen addır. Bu tür maddelere başka dillerde de "tütmek, duman ve ko­ku çıkarmak" köklerinden türeyen isimler verildiği görülmektedir: İbrânîce ke-töreth; Sanskritçe dhüma; Grekçe thyos, thymiama; Latince tüs, türis gibi.
 
  Tarihte bilinen ilk medeniyetlerden itibaren hemen bütün çok tanrılı ve tek tanrılı dinlerde, dinî ve sihri" törenler sı­rasında ateşe güzel kokulu madde at­mak veya mayi serpmek, yerine getiril­mesi gereken önemli şartlardan biri sa­yılmıştır. Ele geçen arkeolojik buluntu ve yazılı belgelerden Çin, Hint, İran, Mı­sır, Mezopotamya, Anadolu, Yunan, Ro­ma, Artek ve İnka gibi eski medeniyet­lerin hepsinde tütsü yakmanın manevî temizlenme ve tanrılara yaklaşma aracı olarak kabul edildiği anlaşılmaktadır. Genelde birleşen çeşitli inançlara göre güzel kokulu dumanlar tanrıları hoşnut etmekte, eğer kızgınsalar Öfkelerini ya­tıştırmakta, yapılan duaların göğe yük­selip tanrıiara ulaşmasına ve kabulüne vesile olmaktadır. Aynı zamanda da me­leklerle iyi ruhları tütsü çevresine top­larken güzel şeylerden hoşlanmayan şey­tanlarla kötü ruhları da kaçırmaktadır. Dolayısıyla tütsülenen yer ve kişiler kö­tülüklerden uzak tutulup iyiliklere yak­laştırılmış, böylece manen temizlenmiş sayılmaktadır. Aslında, gerçekleştiğine inanılan bu olayların, mistik atmosfer içinde baygın kokuların insanlara verdi­ği rehavet ile müsbet duygulardan ve ayrıca baharat dumanlarının baş ağrısı gibi bazı fizyolojik rahatsızlıklara iyi ge­lip zararlı böcek ve haşeratı kaçırmasın­dan ibaret olduğu şüphesizdir.


 İSLÂMİYETTE BUHUR

    Müslümanlık'ta ibadetlerle ilgili bir buhur yakma geleneği yoktur. Ancak gü­zel kokuyu çok seven, devamlı surette    kokulu yağ kullanarak bunu ashabına da   tavsiye eden ve hatta kızı Zeyneb'in vefatında  naaşının birkaç defa sidr ile    yıkanıp sonuncu suyuna kâfur katılma­sını isteyen Hz. Peygamber'in ibadet maksadıyla de­ğil fakat güzel kokmaları için  mescidlerde buhur yakılmasını emrettiği bilinmek­tedir. 

   Ayrıca Hz. Ömer'in minbere oturduğu zaman azatlısı Ab­dullah el-  Mücmir'in buhur yaktığı ve bu sebeple el-Mücmir (buhurdan yakıcı) lakabını taşıdığı rivayet edilmektedir. Coğrafyacı İbn    Rüşte ise (X. yüzyıl)  Hz. Ömer'in Medine'deki mescide, üzeri insan figürleriyle süslü Suriye işi bir gü­müş buhurdan hediye ettiğini bildirmek­te ve bu bilgi­ler İslâm'ın ilk yıllarında mescidlerde bu­hur yakmanın bir gelenek haline geldi­ğini göstermektedir. Ancak buhurun Hz. Ömer'in minbere oturduğu sırada yakıl­masından anlaşıldığına göre bu gelenek yalnız cuma ve bayram namazlarına in­hisar  etmiş olmalıdır.

             


  Nitekim yine İbn Rüşte, kendi yaşadığı devirde buhurun daha çok saraylarla konaklarda halife ve beyler tarafından kullanıldığını, bazen de cami ve mescidlerde yakıldığını söylemektedir. 

  XII. yüzyıl sey­yahlarından İbn Cübeyr, ramazan ayın­da Mekke'de kıldığı bir namazdan bah­sederken camide bol miktarda buhur ya­kıldığını açıklamakta, XIII. yüzyılda ise Mevlânâ duayı buhur dumanına benzetmektedir. Nâdir bulunduğu için pahalı bir madde olan buhurun za­manla camilerde cuma. bayram ve te­ravih namazları sırasında da yakılmasın­dan vaz geçilmesine karşılık yine İslâm'­ın ilk asırlarından itibaren özel olarak kullanılmasına devam edilmiştir. 
 Meselâ Mâlik b. Enes'in (ö, 179/795), yalnız hadis dersi verirken Hz. Peygamber'e bir saygı nişanesi olmak üzere boy abdesti alarak en temiz elbiselerini giyip güzel kokular süründüğü ve odasında buhur yaktırdığı, Abbasî Hali­fesi Me'mûn'un (813-833) her salı günü sarayına topladığı âlimlerin, huzura alın­malarından önce yemek yedirilerek bu­hurdan yakılmış odalarda tütsülendirildikleri bilinmektedir.

  Bu­gün de mevlid, tasavvuf müziği icrası ve sünnet töreni gibi dinî veya kökeni din­den kaynaklanan toplantılarda bu gele­nek devam ettirilmekte ve Kahire gibi geleneklerine bağlı İslâm şehirlerinin es­ki çarşılarında, elde dolaştırılan buhur­danlar ücret karşılığı dükkânlara soku­larak tütsülendirilmektedir.
 
      MUSEVİLİK'TE BUHUR

   Dinî törenlerde ateşe buhur atma ge­leneğinin başlangıcı, tanrılara sunulan içki ve kurbanların yakılması sırasında bu takdimelerin dünyevî kirlerden, gü­nahlardan temizlenmesi için ateşe tüt­sü maddeleri serpilmesi olayından kay­naklanmaktadır. Tek tanrılı bir din ol­makla beraber şeklî ibadetler ve dinî tö­renler açısından çok tanrılı dönemlerin izlerini taşıyan Musevîlik'te buhur yak­ma kabına verilen adın aynı zamanda "mezbah" (kurban kesilen sunak) anlamın­da da kullanılması, bu eski âdetin kalıntısıdır. Semavî dinler içinde buhur yakma­ya en fazla önem veren din eski Mûsevîlik'tir. Çünkü buhurun nasıl hazırlana­cağı[242] ve ne zamanlar ya­kılacağı bizzat Rab tara­fından bildirilmiştir; ayrıca buhur suna­ğının ne şekilde yapılacağı da en ince ayrıntılarına kadar yine Rab tarafından tarif edilmiş ve Tevrat'ın pek çok yerinde bu emirler çeşitli şekil­lerde tekrarlanmıştır. Mûsevîlik'te, çok tanrılı dinlerde olduğu gibi, buhur du­manlarının Tann'nın öfkesini yatıştırdı­ğına inanıldığı da yine Tevrat'tan anla­şılmaktadır.

   HRİSTİYANLARDA BUHUR

  Hıristiyanlık'ta buhur duaların Tanrı'ya yükselmesinin sembolü kabul edil­mekte ve bu sebeple dinî törenlerde as­ma buhurdanlar görevli   çocuklar tara­fından sallanmak suretiyle dumanı kili­seye yayılmaktadır. Buhur dumanının Tann'ya yükselen duaları sembolize et­mesi Yeni Ahid'den kaynaklandığı

                                                                                                                 
halde, kilise kayıtla­rında IV. yüzyıldan önce dua sırasında buhur yakıldığına dair bir işaret bulun­mamaktadır. Bu hususta IV-VIII. yüzyıllar arasında bazı kayıtlara rastlanmak­ta ise de buhur yakmanın gelenek hali­ni ancak IX. yüzyılda aldığı ve bu tarih­ten itibaren Yunan ve Latin kiliselerinin her ikisinde de buhur kullanımının yaygınlaşmaya başladığı görülmektedir. Bu­nun sebebi, hemen tamamı Hindistan ve Arabistan menşeli olan buhur maddele­rinin daha önce hıristiyan ülkelerinde kolaylıkla bulunamayışına bağlanabilir. Nitekim buhurun Batı kiliselerinde Do­ğu kiliselerine nisbetle daima daha kı­sıtlı kullanıldığı bilinmektedir. Bugün Ka­tolik ve Ortodokslar'a ait önemli âyinle­rin tamamında buhur kullanılmaktadır. Çeşitli Protestan kiliselerinin Reformlar'ın hemen başlarında (XVI. yüzyıl) ter-kettikieri buhur geleneği, XIX. yüzyılın ortalarında Tractarian (Oxford) hareke­tinin etkisiyle Anglikan Kilisesi'nde tek­rar benimsenmiş, fakat yine de diğerle­rine göre sınırlı tutulmuştur.
     
    Diyanet İslam Ansiklopedisi